O, benim en sadık dostum. Sırdaşım, en
yakınım, her şeyimi
bilenim. Mutluluklarımı, hüzünlerimi, yenemediğim öfkelerimi, taşıyamadığım acılarımı.
İçimden söküp atamadığım o büyük
öfkelerimi alıp içine saklayan. Birgün bile bana arkasını dönmeyen can dostum. Aşkımı,
sevdamı, yalnızlığımı,
kalabalıklarımı taşıyanım.
Yıllar oldu, onunla başlayan dostluğumuz “fi tarihi” denecek
kadar eski. Ne zaman nereden aldığımı bile hatırlamıyorum.
Ara sıra “yeter artık, çok eskidi” deyip bir kenara koymuşluğum da var ara sıra. Ama ne yapıp edip bir şekilde alıyorum yine onu sol yanıma. Ya gece bir tıkırtı ya da yüksek ihtimalle komşuların kavgaları, gece olduğunun farkında değilmiş gibi yüksek sesle tv izlemeleri; ya biraz yalnızlık hissi, bazen karamsarlık bazen de sevgiliye sarılma hissiyle alıyorum yatağıma. Bazen de destek yapıyorum sırt ağrılarıma.
Bu sabah biraz şımartayım “pohpohlayayım”
diye patpatlarken küçük bir elyaf parçası düşüverdi yatağımın üzerine.
Aaa, dedim, kılıfını çıkarıp sağına
soluna baktım. Küçük bir delik bana bakıyor üzgün üzgün. Dikerim ne olacak dedim
ama birkaç yerini daha dikmişim
hatırlamadığım bir
zamanlarda.
Bir tarafı daha bir ezilmiş sanki, hani “seni” düşünürken
daha bir özlemle sarıldığım
tarafı. Sahi “sen” bilmezsin tabii; nereden bileceksin benim varlığımı hiç tanışmadık ki.
Ama yastığım
seni ezbere bilir, boyunu posunu, kaşını gözünü, seni nasıl sevdiğimi, Sen’li
rüyalarımı…
Öbür tarafında da birkaç leke
gördüm. Korktuğumda,
umutsuzluğa kapıldığımda, üzüldüğümde,
çaresiz hissettiğimde,
yalnızlığımda,
acı çektiğimde
sarılıp ağladığım
tarafı…
Birde derler ya “Gözyaşı leke yapmaz!” onlar daha benim yastığımı görmediler ki!!!
Ben daha senden vazgeçmedim… 😢😢😢
Yorumlar
Yorum Gönder