Daha önce birkaç kitabını daha okuduğum yazardan yine müthiş bir hikâye. On yıl kadar önce Prag’ı görmek nasip olmuştu. Sevdiğim ve tekrar görmek istediğim şehri bambaşka bir gözle, farklı bir boyutta okuma beni mutlu etti. Bu romanla ilgili paylaşımımı geciktirdiğim için üzgünüm ama sindire sindire okuma, okuduklarımı zihnimde yeniden özümsemek istedim. Bir de itiraf etmekten utanıyorum ama sevdiğim şeyleri çabuk tüketmek (!) istemiyorum.655 sayfadan ibaret olan roman Altın Kitaplar etiketiyle çıkmış, bence okuyun, seveceksiniz.
Arka kapak:
“Saygın Simgebilim
Profesörü Robert Langdon, yeni bir ilişkiye başladığı noetik bilimci Katherine Solomon’ın vereceği konferansa katılmak için Prag’a gider. Doktor Solomon insan bilincinin doğasına dair şaşırtıcı keşiflerin anlatıldığı, yüzyıllardır süregelen inançları altüst edebilecek
bir kitap yayımlamak üzeredir. Ancak acımasız bir cinayet hayatlarını
tam anlamıyla kaosa sürükler ve Katherine kitabıyla birlikte aniden ortadan
kaybolur. Prag’ın kadim mitlerinden fırlamışa benzeyen azılı bir katilin peşine düşen Langdon ise
kendisini aniden karanlık bir örgütün hedefinde bulur.
Olaylar Londra ve
New York’a doğru genişlerken Langdon zamana karşı yarışmak zorunda kalır. Zira profesörün
peşine düştüğü şey yalnızca bir kayıp vakası değil, insan zihni ve bilincine dair bildiğimiz her şeyi sonsuza dek değiştirebilecek bir uyanış ve gizli kapıların ardında bekleyen Gerçek’tir.
Bilimin soğuk gerçekleriyle kadim öğretilerin iç içe geçtiği bu akıl almaz serüvende tek bir soru her şeyi değiştirecektir:
Gerçek nedir ve
nereye gizlenmiştir?”
Küçük alıntılar:
Sayfa 135:
“ve son olarak,
eğer o da işe yaramazsa fotoğraf dünyanın en yeni ve en geniş veritabanında taranacaktı: insanların hiç şüphe duymadan özçekimlerini paylaştığı Instagram, LinkedIn, Snapchat gibi platformlarda.
Sosyal medya, diye düşündü. Katolik kilisesi günah çıkarmayı icat ettiğinden bu yana
en büyük istihbarat
kaynağı.”
Sayfa 629:
“Katherine, “Sanırım,
bu sorunun cevabı sizi şaşırtacak,” dedi. “Beni çok şaşırtmıştı. Ölüm farkındalığını ve beyni araştırırken, yoğun ölüm korkusunun tutarlı bir dizi davranışsal tepki ürettiğini öğrendim ama hepsi
de bencilceydi.”
“Pardon?”
Katherine, “Korku
bizi bencilleştiriyor,” dedi. “Ölümden ne kadar çok korkuyorsak kendimize,
eşyalarımıza, güvenli alanlarımıza… bizim için tanıdık olan şeylere o kadar çok tutunuyoruz. Yoğun milliyetçilik, ırkçılık ve dini hoşgörüsüzlük sergiliyoruz. Otoriteyi reddediyoruz, toplumsal
ahlaki değerleri umursamıyoruz, kendimiz
için başkalarından
çalıyoruz ve daha materyalist bir hale geliyoruz. Gezegenin kaybedilmiş bir dava olduğunu ve hepimizin
zaten sonunun geldiğini düşünerek çevremize
karşı sorumluluk duygumuzu kaybediyoruz.”
Keyifli okumalar
dilerim
Sevgiyle ve
sevdiklerinizle, mutlu kalın


Yorumlar
Yorum Gönder