Kesişen Hayatlar Kafesi...



Kesişen Hayatlar Kafesi
“Aşk yolunda kesişen hayatlar, umut etmeyi de bu yolla öğrenir.”
İlk sayfasından itibaren sonunu merak ederek okuduğum tadı tam kıvamında 511 sayfalık bir roman… Dünyaca ünlü, güzelliği dillere destan bir film artistinin başına gelen korkunç bir kazanın ardından, tabiri caizse bir nevi ölüm-kalım savaşını anlatıyor Deborah Smith romanında. Romanın kahramanı kendi hayatına bir yol çizmeye çalışırken kendisiyle birlikte bir trajedinin ardından her şeyiyle birlikte umutlarını da kaybetmiş bir adamı hayata bağlamayı başarıyor.

   “Hayatımda ilk sinema filmimi çevirdiğimde, Lionel Barrymore dedem rolündeydi. Sonra babam oldu. En sonunda da kocam. Şu an yaşasaydı muhtemelen ben de onun annesi olurdum. Hollywood’da işler böyle yürüyor işte. Erkekler gençleşirken kadınlar hep yaşlanıyor.” (Lillian Gish)






Kitabın 103. sayfasında bahsedilen ağaç hatmi çiçeği…

   “Bir kadın suçluluk duymadan “Ben kimim, hayattan ne bekliyorum?” diyebilmeli.”(Betty Friedan)

Arka kapak:
“Hollywood’un parlayan yıldızı, modern zamanların Elizabeth Taylor’ı Cathy Deen’in rüya gibi, ışıltılı hayatı paparazilerle girdiği bir kovalamacanın ardından yaptığı trafik kazasıyla kâbusa dönüşür. Thomas ise New York’ta başarılı bir mimarken, 11 Eylül saldırılarında ailesini kaybetmesiyle hayata küser ve Kuzey Carolina’nın dağlık bölgesindeki şirin bir kasabada inzivaya çekilir.
Bu iki yabancının birbirleriyle ve kendileri gibi olanlarla kesişen hayatları onları hiç bilmedikleri, mütevazı bir hayata sürükler. Aşkı, güzelliğin önemini yahut önemsizliğini, kaybetmeyi, pişmanlıkları ve hayata tutunmayı sorguladıkları, umutla dolu yepyeni bir dünya Kesişen Hayatlar Kafesi’nde onları beklemektedir şimdi…”
Romanda Cathy ve Thomas dışında birçok kahraman sırası geldikçe dâhil olarak hikâyeyi zenginleştiriyor.
Ben bu romanı sevdim. Okumanızı ister miyim, evet.


"Kadınların öğrenmesi gereken şey kimsenin sana yetki vermediğidir. Kendin alırsın!” (Rosanne Barr)





Kitabın 103. sayfasında bahsedilen Hibiskus çiçeği…

    Son bir nokta: Yazılı ve görsel medyada gün geçmiyor ki kadın veya erkek bir ünlünün hakkında yorumlar yapılıyor. Çoğunlukla da olumsuz anlamda. Dikkat etmişsinizdir bu yorumlar daha çok deniz sezonunun açılması ile artarak devam ediyor.
-…….aldığı kiloları bir türlü atamıyor!
-……. selülitleri ile başı dertte!
-……. baklavaları ile göz doldurdu!
-……. filancanın düğününde giydiği elbise ile ….. partisine katıldı!
Bunlar sadece ilk aklıma gelenler. Çoğu zaman şunu düşünmüşüm ve söylemişimdir:
-      Bu yorumları yazanların kendilerini görsek “çirkinlikleri ile” toplumu rahatsız ettikleri gerekçesi ile polise şikâyet eder miyiz acaba!”
-      Bu yorumları yazanlar kendileri ne halde acaba?”
-      ……. Kilolarına bakarken kendi sarkık göbeğini görüyor mu acaba?
Bu soruları çoğaltmak mümkün hem de sonsuza kadar. O acımasız yazar ve yorumcuların bu kitabı okumalarını isterdim. Güzelliğin baki olmaması ile birlikte göreceli olduğunu, birini hayran olduğu kişinin bir başkası için itici olabileceğini anlamalarını; en önemlisi herkesin fabrikasyon bir güzellikle etrafta salınmasının görsel zevksizliğe sebep olduğunu bilmelerin, görmelerini isterdim.
Ben benim. Ben sahip olduğum bu beden ve ruhla özelim. Ben dünyada tekim, başka ben yok!

Sevgiyle kalın 😍😍😍😍