Dün Bir Kadın Ağladı...

    Dün Bir Kadın Ağladı

Güneşle ayın bile girmediği bir yerde
Dün ancak gözyaşıyla sönen bir ateş yandı.
Sesini yükselterek karşımda perde perde,
Dün bir kadın ağladı, bir gönül parçalandı...
Kolumun çemberine atarak varlığını
Yandı, yandırdı beni canlı bir kor yığını!
Dün bir kadın gözünün gördüm yaşardığını,
"Senin adın ne?" dedim. "Sorma" diye kıvrandı.
Derdini bir bir açtı karşısında ocağın,
Gözleri dopdoluydu, saçları darmadağın.
Her gece bir yabancı barındıran yatağın
Baş ucundan göklere bir ah olup uzandı.
Anlattı her kulağın duyduğu yalanları,
Kalbini üç beş karış kumaşla alanları,
Nasıl çevirdiğini yolda geç kalanları...
En hazini evine tek döndüğü zamandı!
İçim bir zindan gibi kilitlendi sevince,
Bu zindanda çiçekten beyaz, ipekten ince,
Aldatılmış, atılmış kadınlar birleşince
Göynümdeki canavar zincirinden boşandı...


Faruk Nafiz Çamlıbel


                         (Görsel alıntıdır.)

A Woman Cried Yesterday

Somewhere the sun does not even enter the moon
Yesterday, a fire burned with tears burned.
Curtain curtains by raising the voice,
A woman wept yesterday, a heart broken ...
Circumventing his presence
Burned, lied to me a lump of life!
Yesterday I saw you see a woman,
"What is your name?" I said. "Do not ask," he curled.
Derdini is an open door across the board,
His eyes were packed, his hair shattered.
Every night a stranger's bed
From the head of the sky the skies were an ah and extended.
Tells the lies that every ear hear,
The area of the heart with three to five blades,
How late you are on your way ...
The most delightful time when he was the only one back home!
I love being locked like a dungeon inside,
The white, silky fine,
The deceived, thrown women unite

He's empty from the chain of monsters in my castle ...

Faruk Nafiz Çamlıbel